bu olayın makbulü nedir
el yazısı mı
hepsine hükmedicek tek bir yazın aracı
telefonumun notlar kısmını bir gün elden geçirmeliyim
burada olanlar kolayca düzeltilebiliyor. 'yaraların kabuğu kolayca kaldırılıyor.'
son zamanlarda bende gelişen paronaya ve güvensizlik halleri ile ilgili konuşalım. (daha öncesinde hiç yokmuş gibi) bir yerlerde el yazımın ve fikirlerimin yer aldığı bir defter bulundurmak beni oldukça çıplak hissettiriyor. (düşüncesi bile korkunç). bir yerlerde bana dair bu şekil bir kayıt bir düşünseli bulsam bile ilk yaptığım şey önce gururla okuyup, iyiymiş kardeş kökü sende zaten diyip yırtıp atmak oluyor. çünkü malum görmek isteyen gözler için ne hikmetler vardır. dolayısıyla samimi olamıyorum. burada da pek samimi olduğum söylenemez. en azından taslaklar kısmı var. güvensizlik alanı. sürekli yanımda taşıyabileceğim bir defter ve bir kalemim olursa günlük tutma alışkanlığı edinebilir miyim. el yazım hızlı yazmak için fazla güzel. dün ramin el yazımın sola yatık olduğunu söyledi.
raminle yoga öncesi "suns's furry" isimli kahvecide oturduk kitap okuyoruz. defterim var not alıyorum kitaptan. john bergerin görme biçimleri. üniversitede okumuştum şimdi yeniden okuyorum filan diye sallıyorum ama aslında ilk defa elime aldım kitabı. john bergerin farklı kitaplarını okumuştum. ve hatırlamıyorum. pek tabii bunu da okumuş ve unutmuş olabilirim paralel bir gerçeklikte diye düşünüyorum. yazdıklarına bakabilir miyim dedi. verdim defteri. oha çok ilginç sola eğik yazı tipin dedi. elinden çektim defteri bir hışım. ahmet kayanın rica ederim sekansı. hayır ben rica ederim dedim. ne demek lan sola eğik. benim yazım dimdik filan dedim çıkıştım. gayet motomot times new roman format yazım var benim ağzını topla filan. sonra dedi ki kanka kötü bir şey demedim. sadece bi tespitte bulundum. kitabi koydu l harfinin yanına. bak birazcık sola eğik dedi. abi hayır benim yazım dik diye iddialaştım. siparişleri getiren garson kadına sordum (o sırada laktozsuz demeyi unuttuğum ve birkaç saat sonra bana ızdırap olacak cortado ile kuru domatesli sandviçi masaya yerleştirmekle meşguldü)
bu yazı dik mi eğik mi. hmmm mmm biraz sola yatık dedi. ABİ NASIL BİRAZ SOLA YATIK BENİM YAZIM DİK AMK. KALIN UZUN DAMARLI VE DİK OLMAK ZORUNDA. (apolonik karakterin iğdiş edilme korkusu ile kan ter içinde kabustan uyanışı)
oysaki ben mükemmel bir şekilde dik olduğunu düşünüyordum. adeta fallik bir obje. kalın damarlı, dik ve uzun. yazı tarzından karakter analizi çıkarılabildiğini bildiğimden "l, t, k, h" harflerinin üst kısımlarını kasıtlı olarak uzattığımı da kimse bilmez örneğin. bazen gerçek karakterim yanlışlıkla ortaya çıkacak diye çok korkuyorum. onunla ben bile tanışmıyorum. tanışmak istediğimden de emin değilim. kasıtlı olarak times new roman ruhsuzluğunda bir el yazım olduğunu düşünsem de içimdeki muhbir beni ele veriyor. benim erkekliğim bir illüzyon. ödünç alınmış bir erkeklik. bu arada illüzyonu yıllardır yanlış yazdığımı fark ettim. tek "l" ile olması daha anlamlı geliyordu ancak düşününce; illüzyonun kendisi de bir yanılsamadan ibaretmiş. bunu anladığım anda rahatladım. küçükken yerden uzun tahta sopalar bulur ve kendime gizli gizli pipi yapmaya çalışırdım. nedense küçükleri ile de yetinmezdim. bacak boyunda ağaç dalları olurdu bunlar. kendim bacak kadardım zaten. pipi yapmaya çalışırken sopanın ucu klitorisime geldiğinde ise haz duyardım. çok sonraları aynı hissi ilginç bir şekilde nispeten ortalama bir penise göre küçük ve ince ebatlarda seçtiğim strap-on deneyimimde yaşayacaktım. (yarakının olması ağır bir sorumluluktu. seneler geçti ve yarak boyları büyüdü. masonlukta derece atlamak filan gibi- değil, şuan uydurdum) ama gerçek şu ki benim ilk strap-on'um bahçemizdeki erik ağacının ince dalıdır. yalnız bu penis sevdası erkek kardeşimin yahut babamın penisine duyduğum kıskançlıktan ziyade annemin zavallı itaatkarlığına duyduğum bir öfke olarak tezahür ediyordu bende. bu nedenle evdeki en büyük yarağa sahip kişiyi kendi safıma çekip onu da amaçlarım için kullanmak daha akıllıcaydı. kendi penisim olamıyorsa penisi olan birinden ödünç alabilirdim ne de olsa. hoşgeldin fallik kadınsu bebek. ödünç aldığım penisi kaybetme korkusu. ve sonra ödünç aldığım penis öldü. bu erkekler ile girdiğim sidik yarışlarını ve dişiliğe karşı olan küçümseyici ama imrenme ile karışık nefretimi bir nebze olsun açıklıyor.
dişiliği özdeşleştirdiğim zayıflık aslında bir güçtü. (arkası yarın derse yetişmem gerek)